Bayrağı Igor Tudor’a devreden “Riekerink Bey”, ayrılığı sonrasında ilk kez konuştu.

Sizden önceki Galatasaray ile sonrasındaki Galatasaray arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?

Geçen sezonu altıncı tamamladık. Beşiktaş’ın 28 puan gerisinde, Fenerbahçe’nin 23 puan gerisinde... Bu kolay doldurulabilecek bir boşluk değil. Ben gittiğimde Beşiktaş’ın 5 puan gerisindeydik ama Fenerbahçe’den 4 puan öndeydik. Bu boşluğu bir yılda kapayabilmiştik. Finansal Fair Play ile ilgili sınırlamalara ve evimizde oynayacağımız bir Beşiktaş maçı olmasına karşın... Bu istatistikler çok önemli... Çünkü şampiyonluk yarışının içinde olmak taraftarımızı yeniden beklenti içine sokmuştu. Yeniden şampiyonluk hayali kuruluyordu.

‘Yargılayamam’

Otorite konusunda yoğun eleştiri aldınız. Bununla ilgili bir özeleştiri yapmak ister misiniz?

Önemli isimlerin, önemli kariyere sahip yıldız isimlerin bulunduğu tecrübeli ve yaş ortalaması büyük bir takımdık. Böylesi bir grubu yönetmek kolay değildi. Ancak ben her zaman oyuncuların desteğini hissettim. Takımda süreci kontrol ettiğimizden her zaman emindim.   Sıra dışı kötü olaylar yaşanmadı. Fakat bu otorite eksikliği konusunda isterseniz her harekette bunu doğrulayacak şeyler bulunabilinir. İnsanlar, gerçeği yansıtmasa bile, teknik adamı istedikleri gibi resmederler. Bana göre, otorite ile ilgili konuşmaya hiç gerek yoktu.

Siz yumuşak olmakla suçlandınız. Tudor ise futbolculara karşı sert. Ortası yok mu?

Dışarıdan birinin beni yargılayamayacağı gibi ben de Tudor hakkında hüküm veremem. Bu aslında bir öncekiyle aynı soru. Yalnızca hayal gücünün bir yansıması! İlk yılın ardından, teknik direktör olarak kalmamı isteyen futbolculardı ve böyle de oldu. Oyunculara karşı sert olmam gerektiği zamanlarda sertimdir. Kendilerini gözetmem gerektiğindeyse gözetiyordum. Asla oyun oynamam. Göründüğüm gibiyimdir. Dürüstlük ve güven en önem verdiğim değerlerdir. Olduğum gibi kabul edilmem ve takım, yaptığım iş, maçların sonucuyla yargılanmam gerekir. Vakti zamanıyla birisinin rastgele zikrettiği bir şeyle değil!


İyi bir işbirliği

Transferde geçen sezon başında ne derece etkili oldunuz? Bu takım sizin isteklerinize göre mi kuruldu?

Bazı oyuncuların gitmesi gerekiyordu. Öte yandan finansal fair play yaptırımlarıyla da başa çıkmamız gerekiyordu. Masrafları ayarlamak için çok çalışıp detaylı planlama yapmamız gerekti. Teknik heyet, scout ekibi ve yönetim, yeni oyuncuları takıma katmada iyi bir işbirliği yaptı. Bu konularda konuşurken genelde hep ilk 11’lere bakılır ama geniş kadro göz ardı edilir. Aslında onlar takımı güçlendirir çünkü her oyuncu yerinin dolabileceğinin farkında olur. Biz de birbiriyle rekabet halinde olan 26 oyunculuk bir kadro oluşturduk.

Kalır diye düşünüyor

Size göre yaşadığı bu kadar sorunun ardından Sneijder kalır mı yoksa gider mi?


Wesley’i (ve ayrıca Nigel’ı) 10 yaşlarından beri tanıyorum. Bu yüzden hep özel bir ilişkimiz olacaktır. Wesley’in Galatasaray’da yaptıkları büyük saygıyı hak ediyor. Kaliteli bir futbolcu olmasının yanında, her zaman takımda sorumluluk hisseden bir oyuncu da olmuştur. Sahip olduğu liderlik vasfıyla soyunma odasında hep önemli bir figürdü. Her zaman yüzde 100’ünü verdi. Sneijder’in stratejik konulara karıştığı yönündeki söylentileri kimin çıkardığı, hâlâ benim için büyük bir soru işaretidir. Benim takımım için, oyuncu olarak ve kulüp için de önemli bir kişilikti. Ancak diğer işlere hiçbir zaman burnunu sokmadı. Kulüpte bu tip futbolcular olduğu için gurur duymalıyız. Bir sonraki adımının ne olacağını bilmiyorum. Devam eden 1 yıllık daha sözleşmesi olduğunun farkındayım. Türkiye’de ve G.Saray’da mutlu olduğunu biliyorum. Kesinlikle taraftarlar için, kalacağını umuyorum.

‘Yarışın yine içindeydik’

Ayrıldığı dönemi değerlendiren Riekerink, “Başakşehir’in 3, Beşiktaş’ın 5 puan gerisindeydik. Fenerbahçe’nin ise 4 puan önünde üçüncü durumdaydık. Yine de yarışın içindeydik” dedi.

Riekerink ile Tudor arasında önemli farklar vardı. Bu zaman zaman konuşuldu ve tartışıldı. Öyleyse Riekerink bunlara ne diyecekti?

Sizin zamanınızda topu ayağında tutmaya çalışan bir takım vardı. Tudor döneminde ise koşan ama gol pozisyonu bulamayan bir ekip...
Takımın başına geçtiğimde bunu takıma söylemiştim. Ne tarz bir oyun ve kendilerinden neler beklediğimi anlatmıştım. Bunlar futbolun dört temel anına denk düşüyordu. Top bizde olduğunda, top rakipte olduğunda ve iki geçiş anı... Bunları hep tekrarladık. Ayrıca istatistiki verilerle de ilgilenen birisiyim. Çoğu maçta topu ayağında tutan taraftık, dolayısıyla daha az koşmamız gerekti. Benim üzerinde daha çok yoğunlaştığım şey, oyuncuların doğru koşular yapmalarıydı. Daha önce oynadığımız sisteme yapılan değişikliğin ardından bu tutumun oyunda geri kaldığını hissettim.

Galatasaray’da beğenilmediniz ancak sezon sonunda üçüncülük başarı olarak değerlendirildi.
Galatasaray büyük kulüp... Büyük bir maziye sahip ve her zaman şampiyonluk için mücadele eder. Şu andaki durumu, benim ayrıldığım dönemle karşılaştırmak istemiyorum. Başakşehir’in 3, Beşiktaş’ın 5 puan gerisindeydik. Fenerbahçe’nin ise 4 puan önünde üçüncü durumdaydık. Biraz şanssızdık, çok gereksiz maçlar kaybettik. Ancak yine de şampiyonluk yarışının içindeydik. Bazı fiziksel sorunlar yaşadık.

Teknik adam olarak vizyonum, felsefem her zaman öndedir. Ancak oyuncuların kalitesini takım bütünlüğü içerisinde ayarlamanız gerekir. Takımın güçlülüklerini ve zayıf yanlarını da hesaba katmanız gerekir. Ekip, bizim çalışma biçimimizden memnundu.