Maaşlarında Kesinti yapılmasına Mecbur Değiller

Ne Mesut Özil ne de bir başka futbolcu, silah zoruyla imzalamadıkları sözleşmelerindeki koşullardan vazgeçmekle yükümlü değiller.

Maaşlarında Kesinti yapılmasına Mecbur Değiller

YORUM | Alp Çolak @colakkalp

Enerjimizi yanlış hedeflere öfke besleyerek heba ediyoruz.

Mesut Özil'in Arsenal kulübünün yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle futbolcu ve teknik ekip maaşlarının yüzde 25'ine dört ay erteleme yapma teklifini reddeden üç isimden biri olduğu haberiyle birlikte kıyamet koptu. Jamie Carragher bunu PR anlamında kendi kalesine atılan gole benzetti. İngiltere'deki hükümet yanlısı gazeteler Mesut'u hedef gösterdiler. Neticede Premier Lig futbolcularının maaşlarından kesintiye gitmelerine yönelik ilk resmi çıkış ülkenin sağlık bakanı Matt Hancock'tan gelmişti. "Birçok insanın fedakarlıkta bulunduğunu düşünürsek futbolcular da sürece bir katkı sunmalı" diyordu Hancock.

Premier Lig futbolcularını kamuoyu önüne atan ismin, Birleşik Krallık'ın üst düzey devlet idarecilerinden biri olması ve bu afet sürecini sorumluluk alarak yürütme görevine sahip olması şaşırtıcı değil. Böyle durumlarda siyasetçilerin sorumluluktan kaçarak hedef şaşırtmaları Perikles'ten bu yana devam eden bir alışkanlık.

İngiltere'de futbolcuları hedef tahtasına oturtan popülistlerin hesaba katmadığı detay, devletinin oyuncuların maaşlarından aldığı yüklü vergi. Premier Lig yönetimi nisan başında tüm futbolcuların maaşlarından yüzde 30'luk kesinti yapılmasını önerdiğinde Profesyonel Futbolcular Birliği buna karşı çıktı ve yapılacak kesintinin devlete büyük çapta bir vergi kaybı olarak geri döneceğini savundu.

Yıllık 150 bin pounddan fazla kazanca sahip olanların yüzde 45'lik gelir vergisi ödediği ülkede Premier Lig futbolcularının yıllık kazancı 1.6 milyar pound'u aşıyor. Bu da teklif edilen yüzde 30'luk kesintinin uygulanması durumunda devletin, 216 milyon pound'luk bir gelir kaybına uğrayacağı anlamına geliyor. Sağlık sisteminin üzerinde bu denli büyük bir baskının olduğu günlerde bu vergi kaybı pek ideal görünmüyor olsa gerek.

Liverpool kaptanı Jordan Henderson önderliğindeki futbolcular yapabilecekleri maddi yardımlar konusunda birbirleriyle iletişim halindelerken bir anda maaşlar konusunda hedef tahtasına oturtulmalarının kimseye bir faydası olmadı.

Benzer durum İspanya'da da yaşandı. Lionel Messi ve takım arkadaşları, kulüpteki tüm çalışanların maaşlarını kesintisiz alabilmeleri için maaşlarından yüzde 70'lik bir kesintiye gitmeyi kabul ettiklerini açıkladığı duyurusunda kendilerini hedef haline getiren Barcelona yönetimini eleştirmeyi de ihmal etmedi:

"Kulüp içindeki bazı insanların bizi baskı altına alıp, zaten yapmaya gönüllü olduğumuzu açıkça gösterdiğimiz bir şeyi sanki zorla yapıyormuşuz gibi yansıtmaya çalışmasına şaşırmadık. Maaş kesintisi açıklaması kısa bir süreliğine gecikti çünkü sadece kulübe değil, kulüpteki tüm çalışanlara fayda sağlayacağımız bir formül bulmaya çabalıyorduk."

Çalışan değil, işveren sorumludur

Mesut Özil etrafında şekillenen tartışmalar sırasında Türk asıllı Alman yıldıza destek çıkan bir isim de oldu: Roy Keane. 

Manchester United efsanesi, "Mesut'un yerinde olsaydım ben de kesintiyi reddederdim" dedi. Keane'e göre özellikle büyük kulüpler, futbolcularından kesintiye gitme talebinde bulunmamalılar. 

"Bu futbolcuları zehir zemberek eleştiren insanlara çok şaşırıyorum. Bu durum kimseyi ilgilendirmez. Ben burada zengin sahipleri olan kulüplerden bahsediyorum. Alt liglerdeki kulüplere ve oyunculara lafım yok. Ama büyük kulüplerdeki oyuncular kendilerinden ödün vermemeli." diyor Keane.

Futbolcuyken de yorumcuyken de lafını sakınmayan bir figür olarak Roy Keane'in söyledikleri her zamanki gibi ferahlatıcı. 

Deloitte verilerine göre Premier Lig kulüplerinin 2017-18 sezonundaki kârları toplam 400 milyon pound oldu. Vergiler düşüldükten sonra elde 285 milyon poundluk bir kâr kalıyor. Çarpıcı değil mi? Daha çarpıcı olan şey bu kârdan ne futbolcuların ne de kulüpte görev alan diğer çalışanların fayda sağlıyor olmaları. Peki nereye gidiyor bu kâr?

Premier Lig'de 'Büyük Altılı' olarak adlandırılan kulüplerin sahiplerinin toplam değeri yaklaşık 58.5 milyar doları buluyor. Newcastle United'ı satın almak üzere olan Suudi prens Muhammed Bin Selman'ın mensubu olduğu kraliyet ailesinin değerinin yaklaşık 1.3 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. 

Çoğu aileden zengin olan bu iş insanlarının bir şirket olarak yönettikleri futbol kulüplerinin düşebileceği zor zamanlara dair bir planlarının olmasını beklersiniz, değil mi? Ama kulüpler özellikle transfer döneminde hoyratça saçılan bonservis bedelleri ve diğer harcamalar nedeniyle karşı karşıya kaldığımız bu felaket senaryosuna hazırlıksız yakalanmış görünüyorlar. 

Futbolculara maaşlarının hesabını sormadan önce yapılması gereken bonservis sistemini sorgulamak, belki de...

Haklarını kullanıyorlar

Sporcular sadece iyimser bir tahminle 15 yıl sürecek bir iş kariyeri için kendilerine maddi yatırım yapmak zorundalar ve bu isimlerin birçoğu sadece kendisini değil, geniş çapta, ailesini de geçindiriyor. Değerleri trilyon dolarlara yaklaşan kulüp sahiplerinin aksine, futbolcuların çok ciddi bir kısmı yokluk içinde geçen bir hayattan geliyor. Çalışıyor, çabalıyor, okulu ve antrenmanları bir arada götürüyor ve verdikleri emeklerin karşılığını sözleşmeler altında garantiye alıyorlar.

Futbolcular, hatta başka herhangi bir insan, milyoner ve milyarder olabilmeli mi? Bu siyasal, sosyal, kültürel, felsefi ve sınıfsal birçok pencerede tartışılabilecek bir konu ama unutulmaması gerek ki yaptıkları iş ve bağlı oldukları kurumlar dahilinde manevra alanları pek geniş değil. Bosman kuralına dek hareket serbestileri bile söz konusu değildi. Şu an hâlâ bir kulüpten 'istifa' etme hakları yok. İhbar sürelerini tamamlayıp başka bir kulübün yolunu tutamıyorlar. Kontratlarını, kulüp aksine ikna olmadıkça, tamamlamak zorundalar. Hâl böyleyken neden kendilerine aynı esnekliği tanımayan işverenlerine, bir felaket senaryosuna finansal anlamda hazır olmadıkları için, iltimas geçmeliler ki?

Futbolcuların maaşlarında kesintiye gitmemek için etik ya da ahlaki olarak adlandırabileceğiniz bir gerekçeye de ihtiyaçları yok. Taraflar arasında bir sözleşme imzalanıyor ve sözleşmenin bağlayıcılığının unutulmaması gerekiyor.

Günlük yaşama dair bildiğimiz her şeyi unutmak ya da bir süreliğine sandığa kaldırmak durumunda kaldığımız, tarihte benzerini nadiren görebileceğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bu olağan dışı günlerin üzerimizde yarattığı baskıyla birlikte, halihazırda sosyal medya çağıyla geliştirdiğimiz keskin reaksiyonlar verme alışkanlığımıza daha da sıkı sarılma ihtiyacı hissetmemiz olağan görünüyor. Ama bu reaksiyonarın muhatabı futbolcular ya da diğer sporcular değiller. 

Kaynak : Goal.com

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER