banner229

Ata Aksu: ''UEFA Kupası için Galatasaray'ın önünü açtık''

Türk futbolunun önemli isimleri arasında yer alan Ata Aksu, Spor Toto Süper Lig ekiplerinden Galatasaray'ın UEFA Kupası aldığı dönemden şu anki TFF yönetimine, yayın ihalesinden milli takımın başına Kuntz'un gelmesine kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu.

Ata Aksu: ''UEFA Kupası için Galatasaray'ın önünü açtık''

Türk futbolunun önemli isimlerinden Atakan Aksu, Ajansspor'dan Ahmet Uykan'a konuştu.

İşte Aksu'nun açıklamaları;

"28 YAŞINDA KULÜP BAŞKANI OLDUM"

-Futbol tutkunuz ne zaman ve nasıl başladı?

Ohoo çok eski... Yaşım meydana çıkacak. (Gülüyor) Resmen 1977 yılında futbolun içinde yer almaya başladım. Zaten 1978’de de Gaziantepspor kulüp başkanı oldum. 28 yaşındaydım o zaman. 1977’de ise ikinci başkandım.

"YÖNETİCİLER DAHA KALİTELİYDİ"

- O dönem kulüp başkanlığı yapmak zor muydu?

Aynı hastalıklar o günde de devam ediyordu. Ancak o gün kamuoyuna yansıtamıyordun. Bugün sosyal medya başta olmak üzere diğer iletişim araçlarıyla kamuya yansıtması çok kolay oldu. O zamanlar da problemler vardı. Fakat futbol daha zevkliydi. Yönetici ve hakem kalitesi daha yüksekti. Onu söyleyebilirim.

"ÖZERKLİK SADECE YASADA VAR"

-Futbol Federasyonu'nun özerk olmasında sizin de büyük payınız vardı. O dönemden bugüne özerklik bakımından fark var mı?

Evet...Milletvekilliği dönemimde futbolun özerk olması için teklif veren bendim. O dönemki özerklikle bugün arasında elbette fark var. Futbolun şu an tam özerk olduğunu söylemem. Yasal olarak özerk. Ama müdahaleler çok fazla. Şimdi herkes siyasi müdahaleden bahsediyor. Ancak siyasete davet eden kim? Yöneticiler…Siyasetin doğası gereği toplumsal işlerle ilgilenmek durumda. Yani iki taraflı bir olay bu. Sen gidiyorsun benim borcumu sil diyorsun. Kamu bankalarından düşük faizli kredi ver diyorsun. Sonra dönüp diyorlar ki siyaset futbola müdahale ediyor. Bunu sen istiyorsun.

"OLAN BİTENDEN YÖNETİCİLERİN HABERİ YOK"

-Bunun önüne nasıl geçilebilir?

Ben hep şunu söylerim; sporla çok ilgili yöneticilerimiz varken isim kullanmayın onun gücünü sporun lehine kullanın. Duyduğum kadarıyla maalesef geldiğimiz noktada ‘Beyefendi şunu istiyor, filanca kişi böyle istiyor’ gibi şeylerle tepeden kesip atıyorlar. Belki ismi kullanılanların yapılanlardan haberi bile yok.

"BİZE EN UFAK BİR MÜDAHALE OLMADI"

-Sizin döneminizde siyasi müdahale var mıydı?

doğru bakıyorum. 8 sene Futbol Federasyonu başkan vekilliği yaptım. Herhalde 6 tane başbakanla çalıştık. En ufak bir müdahale olmadı. Yardım da oldu. Ne istediysek yaptılar. Bülent Ecevit dahil olmak üzere Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan dönemlerinde de bize şöyle yapın böyle yapın şeklinde bir talimat gelmedi. Bir tek Milli Güvenlik Kurulu kararı vardı. Onun uygulaması ile ilgili bir talep gelmişti.

"ULUSOY DÖNEMİNDE SPORTİF VE MALİ BAŞARI VARDI"

-Siz Şenes Erzik döneminde de TFF’de görevdeydiniz. Ancak Haluk Ulusoy ile daha çok ön plana çıktınız. Size göre Ulusoy dönemlerinin Türk futbolu adına artıları ve eksileri neydi?

Artıları çok fazlaydı. Bir defa sportif başarı vardı. Bu dünya üçüncülüğü ile taçlandı. Konfederasyon Kupası üçüncülüğü ile devam etti. Yine bizim dönemimizde Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek final başarımız var. Ayrıca en büyük başarı mali başarıydı. Biz ilk defa Şenes Bey döneminde bir meşrubat firmasıyla ile sponsorluk anlaşması yaptığımızda rakam 1 milyon liraydı. O tarihte bu çok büyük bir olaydı. İzmir’de düzenlenen törende masa büyüklüğünde çek yapıp vermişlerdi. (Gülerek). O resim arşivlerde vardır. O 1 milyondan 500 milyon dolarlık anlaşmalara geldik. İlk naklen yayın ihalesini biz yaptık. Üç tane ihalenin başkanlığını ben yaptım. Açık ve şeffaf Türkiye’de yapılan ilk ihaledir. Bütün kamu dahil. Hatta o dönemin maliye bakanı, ’Size madalya vermek lazım’ diyerek kutladı bizi. Yani bunlar artılarımızdı.

"MEDYA FEDERASYON ÜZERİNDEN SAVAŞIYORDU"

-Eksik yönleriniz nelerdi peki?

Kulüpler tarafından çok tartışılmamızdı. Bunun sebebi de şu; O zaman medya bizim üzerimizden savaşıyordu. Doğan Grubu, Sabah Grubu, Uzan Grubu…Birbirleriyle savaşıyorlardı. Bunu da Futbol Federasyonu üzerinden yapıyorlardı. Hatta ihaleler davalık olduğunda mahkemede verdiğim bir ifade vardı. Hakim Bey, müsaade ederseniz kısaca özetleyeyim dedim. Nedir dedi? Katırlar tepişiyor, sıpalar arada kalıyor dedim. Olay bu dedim. Sonuçta dava düştü. Şimdi ortam günlük gülistanlık.

"KİMSENİN HESAP SORMAYA CESARETİ YOK"

-'Güllük gülistanlık' sözünü biraz açar mısınız?

Medya en ufak bir tenkitte bulunamıyor. Biliyorsun ben her gün cevap vermekten televizyonlardan aşağı inemiyordum. Yok parayı aldınız mı, yok parayı verdiniz mi? Mesela ilk defa Telsim Türkiye Ligi’ni adını koyduk. Karar çıkardılar Türkiye adını kullanamazsın. Yahu kardeşim yapmayın. Türkiye hastanesi var, Türkiye garajı var… Yok Türkiye adını kullanamazsın dediler. Bunun ayarlamasını yapalım dedik. Bu defa rekabet hukukuna aykırı dediler. Bugün Ali Koç’un beyanatından okudum. ‘Yapılan ihale bedelinin yarısını alıyoruz. 250 milyon dolarımız uçtu gitti’ demiş. Ne rekabet hukuku konuşuluyor, ne para konuşuluyor? Niye? Çünkü sorma cesareti artık kimsede kalmadı. Sadece öyle istendi deniyor. Kim niçin istiyor, nasıl istiyor, onu da kamuoyunun takdirine bırakalım.

DÜNYA ÜÇÜNCÜLÜĞÜNÜN SIRRI NEYDİ?

-Tekrar saha içine dönelim. Size göre 2002 Dünya Kupası'ndaki başarının sırrı neydi?

O gün söylediğim lafı yine söyleyeyim. Cumhuriyet ile yaşıt olan Futbol Federasyonu’nun bir birikimidir. Burada çaycısından başkanına kadar herkesin katkısı vardır. 70 yıllık süreçte, o tarih itibarıyla söylüyorum. Taş üstüne taş kona kona bir noktaya gelecekti. O gün geldi. Tabii onun içinde kadro sırrı var, yönetim sırrı var…Hepsinin bir araya gelmesi diye söyleyebilirim.

"FUTBOL HAFIZAMIZ SİLİNDİ"

-Bir daha böyle bir başarı tekrar yaşanır mı?

Ben görmem. İnşallah sen görürsün. (Gülüyor) Bir daha olacağını zannetmiyorum. Mühim olan bunun devamını getirmekti. Ama yapamadık maalesef. Biz federasyonu bıraktığımızda UEFA sıralamasında dördüncü, FİFA sıralamasında ise yedinciydik. Genel somut gösterge bu. Bugün herhalde 37. sıradayız. Demek ki istikrarı sağlayamıyorsun. Günlük, geçici tedbirlerle, bugün böyle yarın öyle…Bu böyle olmaz. Bir de futbol hafızasının devam etmesi lazım. Mesela federasyonun 10 yıllık geçmişini bilen bir tane adam çıkmaz federasyondan. Çünkü sürekli adam değiştiriyorsun. Olmaz…Bu her sektörde böyle. Hafıza çok önemli. Geçmişi bilip ders alacaksın ona göre davranacaksın.

"KULÜPLERİN HER ZAMAN BİR TALEBİ VARDIR"

-Kulüp başkanları sizi arayıp şikayet veya isteklerde bulunuyor muydu? Özellikle hakem atamalarıyla ilgili.

Her zaman talep olur. Bizim zamanımızda da olmuştur. Kulüpler söyler; şundan şikayetçiyiz diye. Bundan doğal bir şey yok. Ben onu yadsımam. Ama sen bildiğini, doğruyu yapacaksın. O talebi yerine getirmeyeceksin. Ondan ders alıp hatanı düzelteceksin. Allah rahmet eylesin Bülent Yavuz devamlı hakem hatalarını savunurdu. Ben de televizyona çıkıp hakem burada hata yapmıştır derdim. Hatayı milyonlarca insan görüyor. Onu körü körüne savunmanın bir anlamı yok. Kasıt olmadıktan sonra hata yapmak insani bir şey. Kamuoyuna da dönüp diyeceksin ki; ‘Hakem hata yapmıştır. Bir daha tekrarlanmaması için elimizden geleni yapacağız.’ Yoksa bu kulüplerin taleplerin istekleri gayet doğal. Çünkü federasyonla iç içe çalışıyorlar. Biz aramızda nasıl hakem hatalarından konuşuyorsak kulüp başkanları veya yöneticileri de, ‘Bakın şu maçta hakkımız yendi, şu oldu bu oldu’ diyor. Ama filan hakemi bize verme, falancayı bizim maça tayin et noktasında değil.

"ULUSOY'UN OĞLU NEDENİYLE ÇOK TARTIŞILDIK"

-Genelde futbol kamuoyunda Haluk Ulusoy'un Galatasaray'a daha yakın durduğu; Fenerbahçe'ye ise mesafeli olduğu söylenir. Siz böyle bir şey sezdiniz mi?

Az önce ne dedim? En büyük kusurumuz tartışılır olmamızdı. O sebepten çok tartışıldık. Yani hepsi ona bağlandı. Hatta beni Fenerbahçeli olarak Galatasaraylılar çok sever. Şunu söyleyeyim; Mühim olan o güveni sağlamak. Bazı görüntüler yanlış oldu. Mesela Haluk Ulusoy’un oğlu üzerinden çok tartışıldık. Çocuktu, gençti… Galatasaray forması giyiyordu filan... Bunlara mani olmak lazımdı. Yoksa kasti bir şey yapılmış değil. Bir de şu var. Türkiye’yi yurt dışında temsil eden bir kulübün önünü açmak mecburiyetinde federasyon.

"UEFA KUPASI İÇİN GALATASARAY'IN ÖNÜNÜ AÇTIK"

-Nasıl bir ön açmadan söz ediyorsunuz?

Mesela biz Galatasaray’ın önünü şu açıdan açtık. Fatih Terim’e sordurdum o zaman: ‘Lig maçlarını hangi gün oynamak ister.’ diye. Çünkü hemen peşinden UEFA Kupası maçları vardı. O da cuma günlerini istediğini bize iletti. Hatırlayın Levent Tüzemen gibi bazı Galatasaraylı yazarlar bunun için aleyhte yazılar yazdı. Federasyon, Galatasaray maçlarını hep Cuma günleri oynatıyor diye. Hatta bir şey daha söyleyim; Ali Dürüst beni aradı. Siz Galatasaray düşmanlığı yapıyorsunuz, bizim maçları Cuma günleri oynatıyorsunuz dedi. Ben de ona,’Sen ne dediğinin farkında mısın? Önce Fatih Hoca ile konuş ondan sonra beni ara’ dedim. Ardından tekrar aradı, bu defa özür diledi. Galatasaray o sene UEFA Kupası’nı kazandı.

"NİHAT ÖZDEMİR'İ SEVERİM AMA..."

-TFF Başkanı Nihat Özdemir'in performansını nasıl buluyorsunuz?

Nihat Özdemir’i severim. Eski dostumdur. Ama federasyonun performansını iyi bulmuyorum. Mesela kural değişikliklerinde yanlış yapıyorlar. Bunları daha önceden ilan edeceksin. Bir süreç koyarak kuralları değiştireceksin. Yabancı oyuncu sayısı gibi…Mesela Merkez Hakem Kurulu’nun değişikliği gibi… Yani oyun oynanırken sen yönetenleri değiştiriyorsun. Sağlıklı bir tavır olduğunu düşünmüyorum. Bilhassa tartışmaya açık hale getiriyorlar.

"VAR KARARLARININ BİR STANDARTI YOK"

-VAR sistemi hakkında neler söylersiniz?

Teknolojinin nimetlerinden faydalanmak lazım. Çok iyi bir bir sistem olduğunu düşünüyorum. Fakat Türkiye’deki VAR uygulamasında bir sakatlık var. Çok geç karar veriyorlar. Daha seri olmaları lazım. Defalarca bakıyorlar. Oyun 3-5 dakika oynandıktan sonra dönüp VAR’a gidiyorlar. Penaltı veriyorlar veya vermiyorlar. Olacak şey değil. Ayrıca VAR kararlarının standardı yok. Aynı maç içinde standart aynı olmalı. Burada mesele hakemlere o özgüveni verebilmek. Arkasında durabilmek. Ben hakem kalitesinin yüksek olduğunu düşünüyorum.

"HAKEM HOCALARI VAR'DA GÖREV YAPABİLİR"

-VAR’da görev yapan hakemlerin aktif hakemlerden değil de emekli olmuş ya da gözlemcilerden oluşması gerektiğini savunanlar var.

Bu görüşe katılıyorum. Olabilir. Çünkü fiziki güç isteyen bir iş değil. Tecrübeli insanların bu görevi yapabileceğini düşünüyorum. Örneğin hakem hocalarımız var bizim. Çıkıp konuşuyorlar, anlatıyorlar…Onlardan bir grup teşkil edilebilir. O zaman standart tek olur. Yanlış da yapsalar, bütün maçlarda yanlış karar verirler.

"YABANCI HAKEMLERİ DE KENDİMİZE BENZETİRİZ"

-Sizin döneminizde de gündeme gelen ‘yabancı hakem’ meselesi yine konuşulmaya başlandı. Türk futbolunun yabancı hakeme ihtiyacı var mı? Özellikle derbiler için…

Yok. Faydası da yok. Yabancı hakemi bir maçlığına getirebilirsin. Ama o zaman onu kadrolu hakem yapacaksın. Onları da bize benzetiriz. Nasıl dışarıdan gelen futbolcular bize benziyor. Ben yabancı hakeme karşıyım. İşlevsel olarak bir yarar sağlayacağına inanmıyorum. Bizim hakem kalitemizin iyi olduğunu düşünüyorum. Yeter ki cesur yönetsinler. Art niyetli olmasınlar ve standart yakalasınlar.

"YENİ MHK BAŞKANINI BEN TANIMIYORSAM KİMSE TANIMAZ"

-Yeni göreve getirilen Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Ferhat Gündoğdu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben tanımıyorum. İsmini duyunca kimmiş diye baktım. Kendi kendime dedim ki; ’Herhalde ben tanımıyorsam bu camiada onu kimse tanımıyordur.’ İsmini hiç hatırlamıyorum. Yalnız eğitimli birisi sanırım. Galiba spor üzerine doktora yapmış. Bir de asker kökenli. Yani disiplinli olması beklenebilir. Ayrıca MHK başkanının hakem kökenli olması şart değil. Daha önce Ufuk (Özerten) yaptı, Zekeriya (Alp) abi yaptı. Burada önemli olan otoriteyi sağlamak. Sevk ve idareyi tarafsız yapabilmek. Kulüplere eşit davranmak. Ama bizim kulüplerin savaşı şu: Bana da yardım ediliyor ona da…Fakat ona daha fazla yardım ediliyor. (Gülerek). Bilhassa büyük kulüplerimizde bu çok yaygın. Bu yeni MHK başkanın güven verip vermeyeceğinden endişe duyuyorum. Çünkü kamuoyu ve kulüplerinin tanımadığı bir kişi.

"BAĞLANTINIZ YOKSA AVANTAJ OLABİLİR"

-Tanınır olmamak bir dezavantaj mı ?

Evet ama bunu avantaja çevirebilir. Bağlantısı yoktur, kimseyi tanımıyordur… (Gülüyor) İyi bir idareci vasfı varsa bunu avantaja çevirebilir. İdarecilik apayrı bir şey. Eğitimle ilgili değil.

"AKLIMA ESTİ, BU SEZON 3 TÜRK OYNASIN DİYEMEZSİNİZ"

-Yabancı kontenjanı için düşünceleriniz neler?

Sınırsız yabancı sistemini doğru bulmuyorum. Yani 11 yabancı ile sahaya çık, bu doğru değil. Kısıtlamalar getirilmeli. Yaş sınırı ve millilik sayısı gibi…Öyle keyfi, burayı yabancı çöplüğüne çevirmenin bir anlamı yok. Dünya yıldızları da geldi. O kalitede oyuncuları getirsinler. Başımızın üzerinde yerleri var. Ama bizim çocuklarımıza da yer açmak lazım. Bunu yaparken de aklıma esti, 3 tane yerli sınırı getirdim dememelisin. 3-5 yıllık plan ve program çerçevesinde bunu yapmalısın. Çünkü kulüpler oyuncularla sözleşme yapıyorlar. Sen onları oynatma hakkını ellerinden alıyorsun.

"KUNTZ'UN GELMESİ TÜRK FUTBOLUNA HAKARET"

-Stefan Kuntz'un A Milli Takım teknik direktörü olduğunu duyduğunuzda tepkiniz ne oldu?

Ben tweet attım. Aslında sporla ilgili tweet atmam. Taraf da olmam. Bir defa prensip olarak Milli Takım’da yabancı hocaya karşıyım. Ulusal bir takımdır. Yabancı futbolcusu yoktur. O zaman hocası da yerli olmalıdır. Kuntz’un getirilmesini Türk futboluna ve Türk teknik adamlarına hakaret olarak kabul ediyorum. Büyük bir isim değil. Alman Ümit Milli Takımı’nın hocasını getiriyorsun. Türkiye’nin de Ümit Milli Takım antrenörü var. Tolunay Kafkas. Onu getir. Ne farkı var. Şurada 4 maç kalmış, niye 3 yıllık kontrat yapıyorsun? Hele bir bak, dene…

"ŞENOL GÜNEŞ'E 10 MİLYON LİRA TAZMİNAT ÖDEME KARDEŞİM!"

-Size göre Şenol Güneş başarısız mıydı?

Evet, başarısızdı. Türk Milli Takımı küme düşmüştür. Fakat bir Norveç maçı senin kaderini belirleyecek. Bir maç daha Şenol Hoca'ya şans ver. O fırsatı vermiyorsun. Ardından Şenol Güneş’e 10 milyon lira tazminat ödüyorsun. Ver o şansı,10 milyon lira da ödeme kardeşim. Kimin parasını kime veriyorsun. Sonra da TFF Başkanı çıkıp diyor ki, 'Sağolsun Şenol Güneş anlayış gösterdi. Yarı fiyatına anlaştık’ falan. Ayıp laflar bunlar.

"TINAZ TIRPAN BEŞ KURUŞ PARA ALMADAN ÇALIŞTI"

-Şenol Güneş'in aldığı maaş da polemik konusu olmuştu.

Haklılar…Astronomik rakam. Ben Şenol Güneş’in şahsında söylemiyorum. Bütün hocalar için söylüyorum. Milli Takım’ı çalıştırmak bir onurdur. Hatırlarsan özerk federasyon benim üzerime kalmıştı. O dönem Genel sekreter yanıma geldi. Başkanım milli maçımız var fakat antrenörümüz yok dedi. (Gülüyor). Sordum soruşturdum. Ankara’da Tınaz (Tırpan) hoca var dediler. Ona bir yazı yazdım. ’Milli Takım’ı çalıştırmakla görevlendirildiniz. Hayırlı uğurlu olsun.’ şeklinde. Ne maaş ne para aldı. Kendisi sağ. Sorabilirsiniz. Milli Takım en iyi istatistikleri Tınaz Hoca döneminde elde etti.

"250 BİN LİRA VERDİK DİYE KIYAMETİ KOPARDILAR"

-Yine Milli Takım oyuncularının prim alması da tartışma konusu.

O da astronomik. Bizim zamanımızda da olmuştu biliyorsun Jip tartışması. Bizim dışımızda siyasilerin verdiği bir sözdü. Üzerimize kaldı ayrı bir konu. Bir gün detaylı anlatırız inşallah. Şimdi sen maç prim veriyorsun. Çok astronomik rakamlar bunlar. Biz 250 bin lira prim verdik Dünya Kupası’na gidiyoruz diye kıyamet koptu. İşte lösemili Ayşe’nin parasını, şehit Mehmet’in parasını veriyorsunuz diye…O günkü manşetler bir tarafa şimdi onun 100 katı fazlasını veriyorlar hem de 1 maça hiç ses çıkmıyor. Sonuç odaklı prim verilmelidir. Derece yapsınlar alsınlar primi. Helal olsun o zaman. Doğrusu budur. Maç prim başı olmaz. Belki havuz olabilir.

"JİP YERİNE UÇAK VERSEYMİŞİZ!"

-Evet, dediğiniz gibi jip olayı hâlâ akıllarda…

Tam 1.5 sene onlarla uğraştık. Hatta Hürriyet manşet yaptı: Ata Aksu yalan söylüyor...! Sanki ben alıyorum. Benim cebime giriyormuş gibi. Şimdiki verilen primlerle kıysalandığında bizim jip yerine uçak vermemiz lazımmış. (Gülerek)

"ALİ KOÇ FENERBAHÇE İÇİN ŞANS FAKAT..."

-Biraz da şimdiki gündemden bahsedelim. Fenerbahçe kongre üyesi olduğunuzu biliyoruz. Bir Fenerbahçeli olarak Başkan Ali Koç'tan memnun musunuz?

10 puanlık sorular soruyorsun. Şunu söyleyeyim Ali Koç’un ya da o standartta bir insanın Fenerbahçe’ye başkan olması Fenerbahçe için bir şans. Ama bu gücünü yani Koç Grubu’nun ekonomik ve uluslararası gücünü iyi değerlendirdiğini düşünmüyorum.

"BEN DE FENERBAHÇE'DEN MEMNUN DEĞİLİM"

-Bu başarısızlığın sebebi nedir sizce? Tecrübe eksikliği mi var?

Bilemiyorum. Aslında tecrübesi de var. Yıllarca Fenerbahçe’de ikinci başkanlık yaptı. Bazı ikinci başkanlar olur hiçbir şeyden haberi olmaz. Her şeyi başkanlar yapar. Ali Koç öyle de değildi. Tecrübeli olduğuna inanıyorum. Ama bilinen bir gerçek var Fenerbahçeli olupta memnun olan kimse yok. Sonuçlar kötü. Kadro yapılanması kötü. İdari ve yönetimsel bir hata var Fenerbahçe’de. Fakat Ali Koç gibi nitelikli insanların Türk futbolunda yer alması bir şans. Ali Bey, medeni çerçevede başkanlık yapmanın yolunu açtı. Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonsporla ilişkisi gayet iyi.

"BEŞİKTAŞ'A VERDİĞİMİZ İKİ ŞAMPİYONLUĞUN HESABINI TUTTURAMADIK"

-Fenerbahçe'nin 1959'dan önceki şampiyonlukların sayılması için bir başvurusu var. Sizin yorumunuz nedir?

Bence haklı bir talep. Bu haksızlık şundan kaynaklanıyor. Yine bizim dönemimizde oldu biliyorsun. Beşiktaş’a 2 şampiyonluk saydık ya. O sayılar bir türlü tutmuyor. Tarihle şampiyonluk sayısı tutmuyor. Hatta TRT ekranlarında bunu bana sordular. (Gülerek) ‘Valla bir türlü bunun hesabını, sağlamasını yapamıyorum.’ demiştim.

"FENERBAHÇE'NİN 1959 ÖNCESİ TALEBİ HAKLI"

-Peki nasıl böyle bir karar aldınız?

Yahu öyle oldu işte…! (Gülüyor) Latife bir yana bütün mesele şu; Türk futbolunun sembol isimleri var. Lefter, Cihat Arman, Hakkı Yeten, Metin Oktay gibi…Bu isimlerin tamamı 1959’dan önce futbol oynamış. Hep onlarla övünüyoruz. Türkiye Futbol Federasyonu da cumhuriyet ile yaşıt. Onun için ben Fenerbahçe’nin bu talebini haklı buluyorum. Dünyanın her yerinde de bu böyle zaten. Yani şekli değişmiş. Bölgesel lig yokmuş, mahalli lig olmuş. Ama Türkiye Ligi diye oynanmış. Öyle de tescil edilmiş. Biz bununla ilgili bir çalışma yapıyorduk aslında. Hatta 3 veya 4 cilt kitap da yayınladık Türk Futbol Tarihi diye.

-Demek ki Fenerbahçe sizin döneminizde aynı başvuruyu yapsaydı kabul edilecekti?

Onu bilemem…(Gülüyor)

"KULÜPLER KAMU KAYNAKLARINI HOYRATÇA SAVURUYOR"

-Türk futbolunun en büyük sorunu nedir?

Nasıl söylesem. Yönetimsel sorunu var. Kamu kaynaklarının hoyratça israf edilmesi var. Yöneticilerin yaptıkları işten sorumlu olmamaları var. Yani kulüpler açısından söylüyorum. Mesela benim kulübüm Gaziantepspor. En güzel örneği. Hiç uzağa gitmeyeyim. Geldi bir yönetim. Yediler, içtiler, borçlandırdılar ve batırdılar. Bugün Gaziantespor mahalli kümede. Yapanın yanında kâr kaldı. Eskişehirspor da aynı durumda. Böyle çok kulüp var. Bir sorumluluk yok. Kimseye hesap soramıyorsun. Yeni bir sistem getirilmesi lazım. Her gelen yönetim mevcut üyeleri siliyor. 100 tane yeni üye yazıyor. 100 kişiden 60’ı el kaldırıp indiriyor. Tamam, geçti gitti onaylandı... Yani rasyonel çözümler getirilmesi lazım.

"DÜZGÜN KULÜPLERİN SUÇU NE?"

-Kulüpler bu borç batağından nasıl kurtulabilir?

Büyük kulüpler bir şekilde dönüyor? Niye? Çünkü devlet suspense ediyor. O şekilde bu şekilde. Milletin paraları ile...Bazı düzgün yönetilen kulüplere de haksızlık yapılıyor. Mesela vergi borcunu ödeyen ödüyor ödemeyene ise vergi affı çıkıyor. O zaman ödeyene haksızlık değil mi bu? Yapısal toplu bir çözüm gerek. Ama devlet buna müdahale etsin anlamında söylemiyorum. Devletin görevi bunun kanunu yapmak çerçevesini çizmektir. Bunu da kulüplerle, işi bilen adamlarla oturarak konuşarak yapmalı. Ben geçmişte siyasetçi olduğum için masanın iki tarafını da biliyorum. Siyasetin de şöyle bir isteği olur: Kanun yaparken ben de bir noktasından müdahale edebileyim. Buna da fırsat vermeden yapıcı çözümler üretilebilir. Bu konuda çok yetkin insanlar var.

"BİZDE HOLDİNG PATRONLARI FUTBOLU YÖNETİYOR"

-Günün birinde eski bir milli futbolcunun TFF Başkanı olacağını düşünüyor musunuz? Hamit Altıntop’un yönetimde olması Türk futbolu için bir avantaj mı?

Olabilir tabii…Ama bu kalite meselesi. İsim değil. İyi futbolcu olabilir fakat iyi yönetici olamayabilir. Bizim federasyon başkanlarına dikkat et; yüzde 90’ı holding patronu. Niye? Siyasi tercihlerle, şunla bunla göreve getiriliyor. Niye kardeşim? İyi iş adamı ise gitsin Ticaret Odası’na, TÜSİAD'a başkan olsun. Sana hak vermek için bunu söylüyorum.

"HALİM ÇORBALI GİBİ BAŞKANLAR LAZIM"

-Size göre en başarılı TFF Başkanı kim? 

Hemen hemen bütün federasyon başkanlarını tanıyorum. Şimdi ikiye ayırmak lazım: Bir özerk dönem bir de ondan önceki dönem. Mesela Halim abi, Halim Çorbalı çok kaliteli, çok başarılı bir insandı. Hasan Polat öyleydi. Haluk Ulusoy ve Şenes Erzik (fotoğrafta) dönemleri de başarılıydı. Ondan sonrakiler kısa devreli, şudur budur filan… 

"EYVAH...ŞİMDİ GOLÜ YEDİK DEDİM!"

-Unutamadığınız maç veya olay hangisi? 

2002 Dünya Kupası’nda çeyrek finalde 1-0 galip geldiğimiz Senegal maçında çok heyecanlanmıştım. Son dakikalarda kaleci Rüştü (Reçber) ile karşı karşıya kaldılar. Eyvah golü yedik dedim ve gözümü kapattım. Sonra bir uğultu oldu. Baktım Rüştü topu almış. (Gülerek) Bir de Bursa’da oynadığımız İngiltere maçı var. Orda da 90. Dakikada Engin İpekoğlu topu çataldan aldı. Muhteşem bir kurtarıştı. 

"İMZA ATTIĞIM HER ŞEYİN ARKASINDAYIM"

-Pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?

Yaptığım işlerden hiçbir pişmanlığım yok. Yapmadıklarımdan olabilir. Yani altına imza attığım hiçbir işten pişmanlığım yok. Hepsini düzgün yaptığıma inanıyorum. Yeri geldiğinde kendi kurumumu bile eleştirdim. Allaha şükür Türk futbolunda bir saygınlığım var. 

"BÜTÜN İNSANLAR MUTLU OLSUN"

-Bundan sonraki planlarınız veya hayaliniz var mı?

Her şey güzel olsun, Türkiye güzel olsun…İnsanlar mutlu olsun. Benim hanım da mutlu olsun. Şu anda o da gülüyor. (Gülerek). Senin benim çocuklarım mutlu olsun. Bütün temennim bu. 

-Herhalde size bir daha futbolun içinde göremeyeceğiz? Emekliye mi ayrıldınız?

Hayır, emekliye ayrılmadım. Benden daha yaşlı adamlar ülkeyi yönetiyorlar.(Gülüyor). Alınmasınlar ama…

"DENİZLİ, GÜNEŞ VE TERİM BİR TÜRLÜ YAŞLANMIYOR!"

-Madem yaş konusundan söz açıldı. Son olarak bununla ilgili bir sorum olacak. Mustafa Denizli, Şenol Güneş ve Fatih Terim için ‘Artık yaşlandılar. Gençlere yer versinler.’ şeklinde yorumlar yapılıyor. Onlarla birlikte Milli Takımlarda mesai yapmış biri olarak sizin bu konudaki görüşünüzü merak ediyorum.

Yaşlandıkça fiziki yorgunluk artıyor. Düşünme biraz zorlaşıyor. En azından ben de öyle oluyor. Şimdi teknik direktörlük için hepsinin yardımcıları var. Kondisyonerleri var. Fiziki bir efor sarf ettiklerini düşünmüyorum. Ama psikolojik güç sarf ediyorlar. 90 dakika sinir harbi yapmak, o heyecana dayanmak kolay değil. Mustafa Hoca da, Şenol Hoca da, Fatih Hoca da bir değer yani. Bu değerleri kullanmak lazım. İlla teknik direktör olmaları şart değil. Fakat bir şeye kafama çok takılıyor. Nasıl söyleyeyim, hepsi de dostum. (Gülüyor) Ben olsam zirvede bırakırım. Her işi zirvedeyken bırakacaksın. Bir de bizim medya illa başına sıfat ekliyor. Tecrübeli hoca diye…Dikkat ediyorum yaşlarını hep küçülterek söylüyorlar. Bir türlü 70 yaşına gelemediler. 67,68 yaş arası dolaşıyorlar.(Gülerek) Bir benimle yaşıt, diğer ikisi benden 2 yaş küçük. Onun için yaşlarını çok iyi biliyorum. (Gülüyor). Bu yaş da değil heyecan meselesi. Eğer heyecanını yitirmediyse devam edebilir. Ama bir şartla. Başarı da gelmeli. Bu hocalara zirvede bırakmak yakışır.

Kaynak: Ajansspor

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2021, 21:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER